17 Nisan 2018 Salı

Keloğlan Akıl Küpü Masalı


Keloğlan Akıl Küpü Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini sallar iken, bir dağın başında, bir ormanın yanı başında Keloğlan'ın yaşadığı köy varmış.

Keloğlan'ın bir tek anacığı, anacığının da bir tek kel oğlu varmış. Dünyada başka kimseleri olmadığı için hep birbirlerine destek olurlar, kuru ekmek yeseler kimselere belli etmezler, padişahlara layık yemekler yedik diyerek kötü durumlarından kimseleri haberdar etmezlermiş.

Keloğlan çok akıllıymış ancak akıllı olduğu kadarda tembelmiş. Anası hadi oğlum, bahçeden bir soğan al dese, iki saat düşünür, üç saat hesap yapar, o soğanı bahçeden ayağına nasıl getirtebilir, onu düşünürmüş. Sonunda bir yolunu bulurmuş ama annesi de bu arada çıldırır dururmuş. Günler böyle . gelip geçerken, Keloğlan'ın anacığı bir gün hastalanmış, bütün iş güç Keloğlan'a kalıvermiş. O tembel Keloğlan gitmiş, yerine aklı başında çalışkan bir Keloğlan gelivermiş. Anası yattığı yerden Keloğlan'a emirler yağdırıyor, bizimki de oradan oraya koşuyormuş.Bu böyle günlerce sürmüş, Keloğlan sonunda yorgunluktan bir köşeye düşmüş. O sırada bir fare Keloğlan'ın yanına gelip:

- Keloğlan keleş oğlan, her işi beleş oğlan, nasıl ama çalışmak, zor geliyor değil mi? demiş.

Keloğlan gözünü aralamış, fareyi kovalamış. Fare tekrar gelmiş bu sefer iyice yaklaşıp,

- heeyyy. Duydun mu prensesin başına gelenleri, Her kim prensesi iyileştirirse, kral onu kızıyla evlendirecekmiş, demiş. Sonra bir çırpıda anlatmış, güzeller güzeli prenses aylardır ağlayıp duruyormuş ve onu kimseler susturamıyormuş. Kızımı güldüren her kim olursa, onu prens yapacağım demiş kral.

Keloğlan bunu duyduktan sonra, `Bu iş böyle olmayacak, başka şeyler yapmak lazım `diye hoplayıp zıplamaya başlamış. Öyle hoplayıp zıplayarak evlerinin yakınındaki dağın eteklerine kadar gelmiş. Dağın eteklerinde açan çiçekleri toplamış. Bu çiçeklerin özelliği insanları kıkır kıkır güldürebilmesiymiş. Anasından öğrendiği kadarıyla, hepsini bir araya getirirse, prensesi güldürebileceğini biliyormuş. Bütün gün topladığı çiçekleri bazı karışımlarla suladıktan sonra , çiçekleri alıp, sarayın yolunu tutmuş. Az gitmiş, uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, sarayın kapısına geldiğinde iki takla atıp, sırada bekleyenlerin yanında sıraya geçmiş. Akşama doğru ona sıra geldiğinde neredeyse yorgunluktan uyuyacak hale gelmiş. Onu içeri almışlar, Keloğlan elindeki kağıdın içinde sakladığı çiçekleri prensese uzatmış. Prenses çiçekleri eline alır almaz kıkır kıkır gülmeye başlamış, öyle çok gülüyormuş ki, kral ,kraliçe ve beraberindeki herkes prensesle gülmeye başlamış. Prenses mutluluktan uçuyor gibiymiş. Keloğlan o gün kurulan düğünle prensesle evlenmiş, anasını hasta yatağından aldırmış ve saraya getirmiş. Anası da kel oğlunun kel kafasına kocaman bir öpücük kondurmuş..

Gökten üç elma düşmüş; biri okuyanın başına, biri dinleyenin başına, biri de bu masalı yazanın başına..

13 Ocak 2018 Cumartesi

Keloğlan Kimdir? Keloğlan Masalları

 
Keloğlan Hakkında

Ünlü bir masal kahramanı olan Keloğlan ilk olarak bize tembel ve yeteneksiz biri gibi gelirken olaylar ilerlerken aslında ne kadar cesur, becerikli ve bir o kadar kurnaz olduğu gözükür. Yaşadıkları olaylardan daima iyi sonuçlarla ayrılan bu kahramanın masallarına “Keloğlan Masalları” adı verilmiştir.

Yalnız Türk masalları değil daha birçok ülkenin masallarında kendine yer bulmuş olan Keloğlan masalları, adları ve bazı görünüş farklılıkları bulunmaktadır. Ülkeler kendine özgü bir keloğlan yaratmıştır.

Keloğlan Kimdir? Özellikleri Nedir?

Keloğlan yoklukta büyümüş bir delikanlı ve yaşlı annesiyle bir başına hayatını sürdürdüğü bilinmektedir. Diğer masallardaki gibi şehzadelere ya da üstün özellikleri olan karakterlere benzemeyen Keloğlan, cesareti ve iyi kalpliliği sayesinde yoksulluğunu daima es geçmektedir. İlk başlarda hareketsiz çok fazla iş yapma taraftarı olmayan biri olarak gözükürken annesinin iteklemesi ile bir şeyler yapmaktadır. Aptallığı ve hatırlama problemleri yüzünden yapmaya çalıştığı işleri de becerememektedir. Zor durumda kalmış birine ya da hayvana yaptığı yardım sonucunda bazı güçlerin yardımı ile artık talihi tersine dönmüştür. Keloğlan artık varlık sahibi ve güçlü bir insana dönüşürken annesi ile birlikte mutlu yaşamlarını sürerler. Keloğlan masallarında yoksulluktan kurtulup zengin bir hayata geçme, varlık sahibi olma ve güç sahibi olma gibi özlemleri, isteklerine bolca değinilmektedir.

Keloğlan Masallarının Geçmişi

 Efsane kahraman olan Keloğlan Türk masallarında iki farklı şekilde anlatılmaktadır. İlk olanı, masalın başından sonuna kadar hiç değişmeyerek, varlık sahibi olduktan sonra da asıl kimliğini korumaktadır. Diğer masallarda ise kel olan Keloğlanın yaptığı bir iyilik sonucunda kellikten kurtulmasını, saçlarının çıkmasını anlatır. Saçlarını kel gibi gözüktürecek maskeler takarak Keloğlan kılığı alan bazı masal karakterleri, masal boyunca bu şekilde devam ederken, gerçek Keloğlanın kurtulması sonucunda olay çözülür. Bu keloğlan türüne ise “Sahte Keloğlan” adı verilmiştir. Keloğlan kılığına girmelerinin çeşitli sebepleri bulunabilmektedir.

Toplumca sevilmiş aynı zamanda herkes tarafından tanınmış olan Keloğlan gerek başına gelen olaylar, gerekse bu olaylar karşısında sergilediği davranışlar ile sevimlilik kazanmıştır. Karagöz ve orta oyunlarda kendine yer bulduğu gibi halk hikâyelerinde de kendinden söz ettirmiştir Keloğlan.  Masalda yakaladığı ivme kadar olmasa da bu alanlarda da kendinden bolca söz ettirmiştir. Keloğlan masalları Türk halk edebiyatı için de önemi yüksektir. Çoğu araştırmacı da Keloğlan masalları toplayarak bir kitap haline getirmiştir. Tahir Alangu tarafından hazırlanan Keloğlan Masalları kitabı 1967 senesinde yayınlanarak okuyucuları ile buluşmuştur.

Kısa Masallar ve Kısa Çocuk Hikayeleri



Kısa Masallar ve Kısa Çocuk Hikayeleri

Çoğumuz Çocukluğumuzda Masallar ve hikayeler dinleyerek büyümüşüzdür. Annemiz veya Babamız yatmadan önce Hikaye ve masal okuyarak büyütmüştür. Masallar'da anlatıan konular iyiliğin her zaman üstün geldiğini anlatmaktadır. Masallarda anlatılan kahramanlar olmuşuzdur yani hayalini kurmuşuzdur. Hikayelerdeki kahramanlarla büyümüşüzdür. Bu bizim hayal güçümüzü güçlendirmiştir. Bize okuyan kişi ile başka bir bağ kurmuşuzdur. Konuya göre İyiyi veya kötüyü daha iyi kavrama anlayışımız güçlenmiştir. Masallar ve hikayelerdeki konularda iyiliğin galip geldiği, sabırlı olanlaın mutlaka amacına ulaştığını, yapılmış olan iyiliklerin veya kötülüklerin karşılıksız kalmayacağını, zekamızın çoğu zaman beden gücünden üstün olduğunu, içimizdeki sevginin ve sayğının hayatımızdaki bir çok şeyden üstün olduğunu, arkadaşlıkların güzel olduğunu, birlik içinde olmanın her zaman daha çabuk ve çok şeyler başardığını, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamamız gerektiği ve elimizden geleni yaptığımız taktirde başarının bizi zaten bulacağı mesajlarını verirler. Örneğin Keloğlan masalını okuyan veya dinleyen bir çocuk çoğu zaman çok güçlü olmamıza gerek olmadığı, eğer aklını kullanırsa bir çok şeyi başarabileceğini düşünür. Veya ‘kül kedisi’, ‘pamuk prenses ve yedi cüceler’, ‘çirkin ördek yavrusu’ gibi masallar insanların başlangıçta zorluklar yaşasalar da sonunda mutlaka iyilerin galip geleceğini sabretmenin önemini vurgularlar. Masal ve hikaye okumanın çocuklar için faydaları şu şekilde sıralaya biliriz.
  • Çocuklara kitap sevgisini aşılar.
  • Hikaye ve masallar'da anlatılan kahramanlar gibi olmak isterler. Bu sayede olar gibi iyiliği ve kötülüğü ayırt etme iç güdüleri gelişir.
  • Kelime dağarcıklarını genişletirler.
  • Gelişen sorunların sadece beden güçü ile değil akıl yolu ile çözülebileceklerini kavramaları

24 Ekim 2016 Pazartesi

Altın Yumurtlayan Kaz Masalı



Altın Yumurtlayan Kaz Masalı 

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde köylerden şirin mi şirin bir köy varmış. Bu köyde yoksul bir köylü çiftçi yaşarmış. Bu çiftçi kazları çok severmiş, her gün kazları beslermiş ama bir kazı varmış ki çok özelmiş. Özelliği ise altın yumurtluyor olmasıymış, çiftçi her gün altından olan yumurtayı şehre götürüp kuyumcuda bozdurup parasını alırmış.

Bu böyle giderken yoksul çiftçi giderek zenginleşmeye başlamış, zenginleştikçe çiftçi değişmiş artık para kazanıp geçinmek için çalışmaya gerek duymuyormuş. Çiftçi her gün altın yumurtlayan kazın yumurtasını satarak geçiniyormuş. Çok geçmeden çiftçi gereksiz şeylere para harcamaya başlamış. Günlük bir yumurtadan gelen para bir süre sonra yetmemeye başlamış.

Çiftçi artık kazını sevip okşamıyor ona eskisi kadar değer verip sevmiyormuş. Çiftçi zamanla kazının karnında bir hazine olduğunu düşünmeye başlamış. Eğer kazı kesip karnındaki hazineyi alırsa ömür boyu zengin yaşayacağını düşünmüş. Çiftçi aç gözlü olmaya başlamış ve bir gün elinde bir bıçak ile kümese girmiş. Kaz çiftçiyi öyle görünce kaçmaya başlamış.

Çiftçi kararlıymış, kazı yakalamış ve anında kesmiş. Hemen kazın karnını kesip merak içinde karnına bakmış ama bir de ne görsün? Kazın karnı ne altın doluymuş ne de hazine varmış…

 Aç gözlülük yaptığını o anda anlamış ve pişman olmuş. Fakat kaz öldüğü için iş işten çoktan geçmiş.

9 Ekim 2016 Pazar

Tek Gözlü Alageyik Masalı



Tek Gözlü Alageyik

Avcılar bir gün ava çıkmış. Avcılar gördüğü geyiğe ok atmaya başladı. Nihayetinde avcıların attığı oklardan biri güzel bir alageyiğin gözüne geldi. Ve onun gözünü çıkardı. Böylece alageyiğin tek gözü kaldı. Sonra bir gün bir deniz kıyısına vardı, otlamaya başladı. Bir yandan da can korkusu yüreğinde kıpır kıpır oldu. Alageyik daha sonra:

 - En iyisi dedi. Tek gözümü karadan yana çevireyim,üstelik çok dikkatli olayım. Belki avcılar falan gelir de onları göremem sonra. Hem denizden adama bir kötülük gelmez. Kör gözümü de ondan yana veririm olur biter.

 Alageyik bu dediğini bir güzel yaptı. Sonra başladı otlamaya.Derken denizde bir sandal belirdi, içinde de bir sürü adam geyiği görür görmez hemen okla yaylarına davrandılar,tek gözlü geyiği gafil avlayıp vurdular. Alageyik oku yedi sonra hemen yere yıkılıverdi.

 - Ah ah dedi ölürken Ne umdum ne buldum. Kara tehlikeli deniz güvenliydi güya. Ama ölüm denizden çıkageldi. Her zaman beklenen olmaz. Bir şeyin güvenli olduğunu sanırız. Oysa güvenilir çıkar, iyi sanırız kötü çıkar. Onun için her zaman temkinli olmalıyız.

Bülbül ile Atmaca Masalı



Meşe Dalında Öten Bülbül ile Avcı Atmaca Masalı

Bir gün güzel sesli bülbül meşe dalında şakır şakır ötüp duruyordu. Atmaca onun sesini duydu.
 - Aman ne güzel dedi. Açlıktan karnım zil çalıyor. Bari şu bülbülü yiyeyim de açlığımı gidereyim. Sonra sektirmeden çullandı bülbüle ve onu kıskıvrak yakaladı. Bülbül:

 - Bırak beni atmaca kardeş, dedi. Benden ne olur sana? Bir lokmacık kuşum ben. Etim ne, budum ne? Ben senin dişinin kovuğuna bile gitmem. Sen beni bırak da daha büyük kuşlara git onları avla ve karınını doyur. Atmaca bıyık altından güldü:

 - Beni kandıramazsın, dedi. Ben tutacağımı tutmuşum. O yüzden şimdi seni bırakayım da hiç görmediğim, bilmediğim başka avların peşine mi düşeyim? Yok öyle yağma bülbül. Çoğu düşünüp az ile yetinemeyenler, bir gün azı da bulamazlar. Üstelik ellerindekileri de kaçırırlar. Bunu böyle bilmeli, akıldan da hiç çıkarmamalıyız.

6 Ocak 2016 Çarşamba

Masal Okumanın Önemi

 

Masal Okumanın Önemi

Okumak, gözler açık hayal kurmaktır... Gözlerinizi kapatın ve kendinizi bir sahil kenarında hissedin... Denizin sesi, kumun sıcaklığı... Aklınızdan ne geçiyorsa ekleyin, ve bir süre sonra farkediceksiniz ki yüzünüz gülüyor. Gözlerinizi açtığınızda ise çok daha rahatlamış ve huzurlu hissedeceksiniz. Bunun tam tersi olarak, kötü şeyler düşünürseniz de gerginlik, endişe gibi duyguları hissedeceksiniz. İşte düşünmek, hayal kurmak aslında yaşamlarımızın bu kadar içinde, hayatlarımızı bu kadar etkiliyor. Yapılan bir araştırma sonucu da hayal gücünün ne kadar etkili olduğunu bize kanıtlar nitelikte; konservatuar piyano bölümü öğrencileri üzerinde yapılan bu çalışmada, öğrenciler iki gruba ayrılıyorlar. Her iki grubun da öncelikli olarak piyano çalarlarken beyin dalgaları inceleniyor. Daha sonraki süreçte; bir grup, haftanın her gün aktif olarak piyano çalışırken, diğer grup gözlerini kapıyor ve sadece parçaları zihinlerinden çalışıyorlar. Sonuç çok şaşırtıcı ve aslında bir o kadar ümit verici; her iki grupta da çalışma sonrası uygulanan EEG sonuçlarına göre, aktif olarak hergün piyano çalan grupla, zihinsel olarak hergün piyano çaldığını hayal eden gruptaki gelişmeler, sonuçlar aynı gözükmekte. Bunun ümit veren kısmı ise tedavi sürecinde kendini gösteriyor.

Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız ise davranışlarımızı şekillendirir. Yani eğer sağlıklı düşünce yapısına sahip olabilirsek, daha iyi hissedip, daha doğru davranabiliriz. Bununla beraber eğer düşünce hatalarımız varsa da, bunların temeline inip doğru düşüncelerle yerlerini değiştirip, duygu ve davranışlarımızı istediğimiz gibi şekillendirebiliriz. Buraya kadar anlatmak istediğim aslında hayal kurmanın her yaşta hayatımız için ne kadar önemli olduğunu vurgulamak içindi. İlk hayallerimizi ise çok küçük yaşlarda kurmaya başlıyoruz. İlk oyuncak, duyulan ilk hikaye... Bu yüzden de işte tam da bu noktada ailelere çok büyük iş düşüyor. Hangi yaşta hangi oyuncak ve hikayenin çocuğunuz için daha faydalı olacağını araştırmalı ve bu doğrultuda seçimler yapmalısınız. Bunun için önce hikayenin çocuk yaşamındaki önemini vurgulamak istiyorum ki böylece yapacağınınz tercihlerin ciddiyetini daha iyi kavramış olacaksınız...

Okul öncesi dönemde, çocuklara okunan/anlatılan hikayelerin sağladıkları, ileriki dönemlerde onlar için çok büyük önem taşımaktadır. Çocuk masalları ve Hikayeleri  çocuklara anlatılmak ve öğretilmek istenilen herşeyi dolaylı yoldan ifade etmenin en güzel yoludur. En önemli faydalarından biri, okunan bu hikayelerin çocukların ruhsal ihtiyaçlarını karşılamasıdır; başarma ihtiyacı, bilgi ihtiyacı, sevme ve sevilme ihtiyacı, güven ihtiyacı, bir gruba ait olma ihtiyacı, değiştirme ihtiyacı, estetik ihtiyacı, oyun ve bunun gibi birçok ruhsal durumu, yaşamlarından önce dinledikleri hikayelerde deneyimlemektedirler ve bu durum çocukları yaşam gerçeklerine hazırlamaktadır. Bu beraberinde, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini desteklemektedir. Aynı zamanda hikayeler, çocukların alıcı ve ifade edici dillerinde ilerlemelere olanak tanımaktadır. Çocuğun kavram gelişimini arttırırken zihinsel gelişimine katkıda bulunur ve olmayanı düşünmesine yani hayal kurmasına olanak verir. Bu da çocukların gelişmekte olan iç ve dış dünyasına katkıda bulunur ve yaratıcı düşüncelerini harekete geçirir. Bir diğer önemli şey ise çocuk dinlemeyi öğrenir. Burada önemli başka bir konu karşımızda çıkmaktadır.

Çocuğunuza hikaye okurken ses tonunuz son derece önemlidir. Uygun bir ses tonu, yumuşak ve sakin bir anlatım kullanılmalıdır. Fakat masalın gelişimine göre ses tonunuzda ayarlamaları mutlaka yapmalısınız. Heyecanlı bir öyküyü çocuğunuza durağan bir şekilde okursanız, ilgisini toplayamayacak, hikayeden büyük ihtimal kopacaktır. Ya da bazı yerlerde abartarak aşırı yüksek ses kullanmak, korkunç sesler çıkartmak çocuğunuzu gereksiz yere korkutabilir. Hikayeyi çocuğunuza okumadan önce siz kendi kendinize okuyun, masaldaki kahramanları seslendirmek ve onları taklit etmek, bazı efektler kullanmak; hem çocuğunuz için çok güzel bir deneyim olacaktır, hem de onun verdiği tepkileri izlemek sizin için çok keyifli olacaktır. Tüm bunların dışında masal okumak çocuğa özel ve kaliteli zaman ayırmak açısından da çok değerlidir.

Özetle kitaplar çocuklara; anne, baba, kardeş dışında ilişki kurabilecekleri yeni arkadaşların, başka insanların yer aldığı çevreyi tanıtır. İçinde sorunların, sevinçlerin, dayanışmanın ve paylaşımın olduğu bu ilişkileri örneklendirerek, çocuklara yaşayabilecekleri sorunların çözümüne ilişkin ipuçları sunar. İyi seçilmiş bir çocuk kitabı, çocuğun düşünme, sorun çözme ve yaratıcılık gücünü arttırır, çocukta doğaya karşı ilgi uyandırır, sevgiyi aşılar, gelişim düzeyine uygun davranmasına katkıda bulunur ve dilini geliştirmesini sağlar. Ayrıca çocuğun resim, drama, müzik gibi sanat alanlarına karşı ilgi duymasına da zemin oluşturabilir. Yani çocuklar bir yandan yetenek yelpazelerini geliştirirken, öte yandan günlük yaşantılarını kolaylaştırıp renklendirirler.

Çocukları olabildiğince erken dönemlerde kitapla tanıştırmak çok önemlidir. Kitap okunan bir evde büyüyen çocuğun, akranlarında daha ileri algı düzeyine sahip olduğu bilinmektedir. Çocuklara kitap okumayı zorunlu bir görevden çıkarıp, eğlenceli bir alışkanlık haline getirmedeki en önemli etken, yaşlarına ve isteklerine uygun kitap seçmekten geçer. Burada dikkat etmeniz gerkenler;

 0-3 yaş dönemi çocuklar: Yeni doğan bebekler için bez ve hışırtı sesleri çıkaran, yazısız ya da çok az yazılı kitaplar uygundur. Altıncı aydan itibaren, bebek dünyayı dokunarak keşfetmeye başlar. Bunun için içinde farklı dokuların bulunduğu, “dokun-hisset” serisi olarak adlandırılan kitapları tercih edebilirsiniz. 1 yaştan itibaren çocuğun dil gelişimiyle beraber, içinde kısa hikayelerin ve her sayfada bir iki cümlenin olduğu kitaplar, çocuğunuz için faydalı olur. 2-3 yaşındaki çocuklar dokunarak ve dinleyerek öğrenirler. Hayvanlarla, çocuklarla, yiyeceklerle ve araçlarla ilgili olan kitaplar ilgilerini çeker. Okuduğunuz kitapların içinde onun bildiği nesnelerin olmasına dikkat edin. Renkli ve sevimli karakterler ve kısa cümlelerle anlatılmış masallar, bu dönem çocukların ilgisini çekmektedir.

 3-6 yaş dönemi çocuklar: Bu dönemde kısa hikayelerin yanı sıra masallar da okuyabilirsiniz. Hoşlarına giden bir masalı defalarca dinlemek isteyebilirler, hatta ezbere kendileri de eşlik edebilir, siz sıkılmadan her istediklerinde okuyun, çünkü tekrarın öğrenmede etkisi çok büyüktür. Bu yaş dönemindeki çocuklara, içinde rakamların, çocukların ve hayvanların olduğu kitaplar okuyun. Bununla beraber okul, aile ve arkadaş temalı masalları da çok severler. Kahramanlara ilgilerinin arttığı bu dönemde, bu tarz kitaplara da çokca ilgi göstereceklerdir. Sık sık kitaptaki karakterlerle ilgili soru sorun, bazen beraber hikayenin sonunu yeniden oluşturun, bu yaratıcı düşünmelerine yardımcı olacaktır.  

Okul dönemi:

Okulun ik yıllarında çocuk hala somut düşünce evresinden tam çıkmış değildir. Çoğunlukla çocuk kahramanların hikayelerinden hoşlanırlar. Doğal yaşam ve hayvanlara olan ilgileri devam eder. Okumayı sökmeleriyle de beraber artık daha çok yazı, daha az resim olan kitapları beğenebilirler ama yine de seçtiğiniz kitapların resimli olmasına dikkat edin. Çünkü hala somut düşünce evresinde oldukları için, zihinlerinde canlandırmakta zorlandıklarında, resimler ve görsellik ilgilerini canlı tutar. 10 yaş civarında gelişmeye başlayan soyut düşünce ile, ilgi alanlarına yönelik kitaplar seçmeye başlarlar. Mizah, macera gibi konulara veya dergilere ilgi gösterebilirler. Kitap seçiminde yaşa uygun olmasının önemli olduğu kadar, çocuğunuzun seçimi de önemlidir, mutlaka buna saygı gösterin!!

Buraya kadar bahsettiğim kısımda hikayelerin, hayal kurma, yaşamı deneyimleme, problemlere çözüm yolu bulma gibi etkilerinin altını çizdim. Bununla beraber hikayeler bir terapi çeşidi olarak da kullanılmaktadır. Disleksi ve konuşma bozukluğu sınıfı altında adlandırabileceğimiz çocuklarda, masallarla terapi uygulamaktadir. Sonuç olarak ise çocuklarda kelime sayısında artış, artikülasyon bozukluklarında azalma ve konuşmada akıcılık görülmektedir... Yani çocuk hikayeleri yalnızca psikolojik ya da zihinsel düzeyde değil, nörolojik düzeyde de çok büyük önem taşımaktadır. Şunun da altını çizmek gerekir ki bu terapi tekniklerini bulan kişiler de hayal güçleri sayesinde bu sistemleri geliştirmişlerdir. Hayal kurmayı asla bırakmayın ve unutmayın ki masal olması gerçek olmayacağı anlamına gelmez... Uzman Klinik Psikolog Ceyda USKAN